Bağlantılar 
.: VECIZELER :.
Qabrimde melekler sorğu sorasa,
Azrail tilimni biñ kere torasa, -
«Oz tuvğan tilimde aytmağa!» dermen,
Oz tuvğan tilimde cırlap olermen...
Bekir Çoban-Zade

.: ANKET :.
Saifemizde en çoq angi bölümni begenesiniz?
Edebiyat
Milliy Areket
Qaramanlar
Ata Sözler
Tilimiz
Tarih
Urf ve Adetler

      .: MİLLİY AREKET :.
“KIRIM TATARLARINDA MİLLİ KİMLİK VE MİLLİ HAREKETLER (1905-1916)” - 8. BÖLÜM : "VATAN CEMİYETİ" VE KIRIM'DA MİLLİYETÇİ HAREKET (1909-1914) (TÜRK TİLİNDE)

"VATAN CEMİYETİ" VE KIRIM'DA MİLLİYETÇİ HAREKET (1909-1914)

Dr. Hakan KIRIMLI
Bilkent Üniversitesi / Ankara

      İstanbul'da legal Kırım Talebe Cemiyeti'nin kurulmasından sonra, Çelebi Cihan ve Cafer Seydahmet'in başını çektiği, siyasete daha meyyal bazı talebeler Cemiyet üyelerinin çoğunluğunun açıkça siyasî faaliyetlere girmeye olan isteksiz­ liklerinden dolayı hiç de tatmin olmamışlardı. Bunlar, Kırım Talebe Cemiyeti'nin faaliyetlerine aktif bir şekilde katılmakla beraber, kendi dar grupla­ rında siyasî konularda hararetli tartışmalar yapmayı da sürdürdürüyorlardı.
       Bu grubun mensupları İnkılâp sonrası İstanbul'un henüz sükûnet bulma­ mış hareketli ortamından fazlasıyla etkilenmişlerdi. O günlerin Osmanlı bası­ nında sık sık çıkan, çeşitli ülkelerdeki milliyetçi ve inkılâpçı teşkilatların tarihçe­lerine dair çoğunlukla övgü dolu yazılar, bu Kırımlı talebeler tarafından dikkatle okunmakta ve kendi aralarında yoğun bir şekilde tartışılmaktaydı. İttihad ve Terakki (yahut Terakki ve İttihad) Komitesi'nin 1908 İnkılâbı öncesindeki gizli faaliyetleri, Balkan milletlerinin millî istiklâl hareketleri ve teşkilatları ve bilhassa İtalyan gizli milliyetçi Carbonari teşkilatı ile Giuseppe Garibaldi gibi milliyetçi ve halk kahramanlarının yılmaz mücadeleleriyle İtalyan bağımsızlığının ve birliği­ nin elde edilmesi gibi meseleler grup mensubu talebelerin toplantılarındaki en popüler konuları teşkil ediyordu. 1
       İşte bütün bu kapalı toplantıların ve tartışmaların neticesinde 1909 sonla­ rında İstanbul'da Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet, Yakup Seytabdullah Kerçî, Ahmed Şükrü ve diğer bir kaç Kırım Tatar talebesi tarafından gizli "Vatan Cemiyeti" kuruldu. 2 Cemiyete ilk üye olanlar arasında Alimseyit Cemil [Salkat], Abdülhakim Hilmi, Abdürrahim "Sükûtî", Hamdi Bekirzade [Ataman], Abdullah Velit, Habibullah Temircan Odabaş ve başkaları yer almaktaydı. 3 Vatan Cemiyeti tamamen siyasî maksatlı bir yeraltı teşkilatı mahiyetindeydi. Sadece güvenilirliği tam olarak ispatlanmış kişiler Cemiyet üyeliğine kabul edili yorlardı. Üyeliğe kabuldeki tahlif törenlerinin İttihad ve Terakkî'den mülhem olduğu çok açıktır. Çoğunlukla aynı kişilerin hem Vatan Cemiyeti'nde, hem de legal Kırım Talebe Cemiyeti'nde yönetici konumunda olması, bunlara gizli ce­ miyete yeni üyeler bulmak, hazırlamak ve sınamak açısından geniş imkânlar te­min etmekteydi. Vatan Cemiyeti beşer kişilik hücreler halinde teşkilatlanmıştı. Başlangıçta Cemiyet üyeleri dünyevî mekteplerin talebelerinden oluşurken, bilâ­ hare medrese ve İlahiyat Fakültesi talebeleri de Cemiyet'e dahil oldular. Merkez komitesi üyelerinin isimleri çok sıkı şekilde gizli tutulmaktaydı. Cemiyet üyeleri düzenli olarak toplanmaktaydı. Bu toplantılar tam bir yeraltı teşkilatı atmosferi içinde düzenleniyor, toplantı yerleri her seferinde değiştiriliyordu. Cemiyet top­ lantıları mahalle camilerinin kuytu bir köşesinde, şehir dışındaki tarlalarda ve hattâ mezarlıklarda yapılmaktaydı. 4
       Vatan Cemiyeti'nin siyasî gayesi "milletimizi kurtarmak" şeklinde belirlen­ mişti. Cemiyet üyelerinin bu ibareden ne anladıkları ise zaman içinde gelişecek ve değişim gösterecekti. Mensup oldukları milleti, geniş manâsıyla Rusya İmparatorluğu'ndaki Müslüman Türklerin tamamını içine alacak şekilde 'Tatarlar" olarak ifade ediyorlardı. Bu bağlamda, diğer Rusya Turkleriyle ortak mensubiyet ve kuvvetli bağlılık duyguları onların karakteristik yönlerindendi. Bununla birlikte, faaliyet sahaları ve ilgilerinin odak noktası göz önüne alındı­ ğında bu "Tatar" kavramı Kırım Tatarlarına tekabül ediyordu. "Vatan"dan anla­dıkları ise hiç şüphesiz ki Kırım'dı. Fikrî "ağabeyleri" olan 5 Genç Tatarlar gibi, onlar da Çarlığı baş düşman olarak görüyorlar ve Çarlığın "inkılâp" yoluyla dev­ rilmesini temel hedef şeklinde telâkki ediyorlardı. Onlara göre davaları, hem Çarlık güçlerine, hem de onun Kırım Tatarları içine sokulmuş Troya atlarına yani "milleti cehalet karanlığı içinde bırakan" gelenekçi-mutaassıp unsurlara karşı mücadeleyi içermekteydi. Vatan Cemiyeti üyelerinin adetâ mistik bir hava içinde telâffuz ettikleri sloganları "inkılâp"tı. Muhtevası oldukça muğlâk kalan bu "inkılâp" kavramı uğrunda her türlü fedakârlıkta bulunma ve çileye katlanma düşüncesi onların idealizmlerinin mahiyetini belirlemekteydi. Aynen Genç Tatarlar gibi, onlar da Çarlık mutlakiyetine karşı ve "inkılâp" için mücadele ve­ ren her grup ile işbirliği yapmaya hazırlardı. Bu açıdan Genç Tatarlara büyük bir saygı duymakta ve hem Genç Tatarların, hem de Rus inkılâpçılarının müca­dele metotlarını ve tecrübelerini incelemeye çalışmaktaydılar. 6
       Onlara göre, Kırım Tatarlarının maddî, kültürel ve siyasî mevkii ancak Çarlığın devrilmesiyle ciddî bir şekilde yükseltilebilirdi. Bu bakımdan Vatan Cemiyeti'nin en öncelikli hedefleri "Rus inkılâbına canla başla sarılmak, bu bü­yük fırtınada mukadderatımızı hayırlı bir yola getirebilmek için seciye ve ilim bakımlarından azamî derecede hazırlanmak" şeklinde özetlenmekteydi. 7 Hedeflerindeki, söylemlerindeki ve - bir dereceye kadar - metotlarındaki benzer­ liğe, hattâ aynılığa rağmen, Vatan Cemiyeti kendisinden önceki Genç Tatar ha­reketinden bir önemli noktada ayrılmaktaydı: Genç Tatar hareketinin "inkılâpçı" karakteri Rus ortamında ve çevresinde, Rus kaynaklarından edinilmiş ve Genç Tatarların faaliyetlerine bizzat ve bilfiil katıldıkları Rus inkılâpçılarının hareket­ lerinden ilham alınmak suretiyle ortaya çıkmıştı. Bu bakımdan, Genç Tatar ha­reketinde Rus inkılâpçı nosyonlarının damgası ve etkisi çok daha güçlüydü.
       Vatan Cemiyeti üyelerinin ise, her ne kadar büyük sempati besleseler de, Rus inkılâpçıları ile pek doğrudan ilişkileri olmadığı gibi, onlar hakkındaki bil­ gileri de daha ziyade kulaktan duyma veya ikinci elden kaynaklardan okuma yo­ luyla oluşmuştu. Esasen Osmanlı Türk çevresinde teşekkül eden Vatan Cemiyeti'nin inkılâpçı idealizmi Jön Türkler'in ya da daha doğrusu İttihad ve Terakkî Komitesi'nin muhteva itibarıyla Rus inkılâpçılarınınkinden çok farklı olan inkılâpçılığından örnek ve ilham alarak şekillenmişti. Dahası, Osmanlı Türk fikrî ve siyasî çevrelerindeki gelişmeler ve akımlar Vatan Cemiyeti üyeleri­ nin dünya görüşlerini büyük ölçüde etkilemeye devam edecekti. Her ne kadar, Vatan Cemiyeti'nde temsil olunan ve taazzuvlaşan milliyetçi hareketin Gaspıralı'mn fikrî mirasına sahip çıktığına ve Genç Tatarlar hareketine (ve aynı zamanda Gaspıralı'nm fikirlerine) bir manâda halef durumunda olduğuna şüphe yoksa da, bu sonuncu hareket öncekilerin bir parçası veya doğrudan uzantısı değildi. Önceki hareketlerin mensuplarıyla bir takım münferit bağlantı­lara ve hattâ evvelce onlara mensup olmuş bazı şahısların katılmalarına rağmen, esas itibarıyla Vatan Cemiyeti etrafında teşekkül eden hareket kendi başına ve kendi şartları altında gelişti. Zaten, "eski" Genç Tatarlarla "yeni" milliyetçiler arasında farklı fikrî kaynaklarından doğan görüş farklılıkları 1917'ye kadarki bazı olaylarda kendini gösterecekti.
       Başlangıçta, Vatan Cemiyeti'nin Kırım Tatarlarının "inkılâp "dan sonraki ve nihaî kaderleri hususundaki emelleri oldukça belirsizdi. Onların da aktif şekilde iştirak edecekleri "inkılâp" Kırım Tatarları (ve Rusya İmparatorluğu'ndaki bütün diğer 'Tatarlar" veya "Türkler") için herşeyi olumlu olarak değiştirecek, böylece refah ve medeniyete kavuşulacaktı. Milletlerinin Rusya hakimiyetinde bulunması onlar için bir vakıa idi ve yakın gelecekte de bunun değişebilmesi muhtemel gö­zükmüyordu. Herşeyin başı ve herşeyden Önemlisi "inkılâp" olduğu için, ondan sonra milletlerinin kaderini tayin meselesinin ayrıntıları üzerinde mesai sarfet-meyi zamansız buluyorlardı. 8 Bağımsız bir Kırım Tatar devletine özlem duyul ması ve bunun emel edilmesi ise zaman içinde ortaya çıkacaktı. Bu sürecin oluşmasında, Kırımlı talebeler arasında Kırım tarihine ilginin artması ve İstanbul'daki Türkçü çevrelerin tesiri birinci derecede rol oynayacaktır. 9
       Vatan Cemiyeti hücrelerinin başlangıç dönemindeki faaliyetleri talebeler arasında ajitasyonda bulunmaktan ve Kırım'da dağıtılmak üzere bildiriler bas­ maktan ibaretti. 10 Önceleri bu bildiriler Çelebi Cihan'm Karagümrük'deki evinde basit bir şapigrafla basılırken, Vatan Cemiyeti üyesi gençler aralarında topladıkları parayla bir teksir makinası satın aldılar ve kolayca binlerce kopya basma imkânına kavuştular. Büyük bir gizlilik içinde basılan bu bildirilerin bir kısmı mektup zarfları içinde Kırım'a postalanırken, bir kısmı da Kırım'a gidip gelenler aracılığıyla elden yollanmaktaydı. Bildiriler Kırım'daki aydınlara, millî duygu sahibi olduğuna inanılan şahıslara ve müftülüğe gönderilmekte, el altın­ dan medreselerde ve köylerde dağıtılmaktaydı. Bildirilerde Çarlık mutlakiyetinin zulmü, Müslüman İdare-i Ruh aniye si'n in bozuk idaresi, vakıfların idaresinin Kırım Müslümanlarına devredilmesi ve medreselerin modernleştirilmesi gibi konular ele alınmakta ve halk bu meselelerin çözümü için mücadeleye çağırıl- maktaydı. 11
       Vatan Cemiyeti Kırım'a bu bildirilerinden başka, 1908 İnkılâbı'ndan sonra İstanbul'da basılan kitap, risale ve mecmualardan yüzlercesini de göndermek­ teydi. Bunlar, inkılâba, inkılâpçı teşkilatlara ve sosyal konulara dair yayınlardan, Türk ve İslâm tarihlerinden, dinî ve edebî eserlerden oluşmaktaydı. Bunların gönderilmesindeki maksat, Kırım'daki muallimlerin ve aydınların bu yayınlar­ dan faydalanarak millete ve okuttuktan talebelere inkılâbın ve beşeriyet arasında kendi hukuklarının ne olduğunu anlatabilmelerini temin etmekti. 12 Bu tür yayın­ lardan yaklaşık 200 ciltlik bir miktarı Vatan Cemiyeti üyelerinin 1909'da İstanbul'u ziyareti sırasında temas kurdukları Genç Tatarlardan Appaz Şirinskiy vasıtasıyla Kırım'a sokulmuştu. Alimseyit Cemil ve başka Cemiyet üyeleri de çok sayıda yayın ve bildiriyi Rus gümrük memurlarından gizlemeyi başararak, kaçak olarak Kırım'a getirmekteydi. i3
       Sadece bildiriler basmayı ve başkalarının yayınlarını Kırım'a göndermeyi ye­ terli görmeyen Vatan Cemiyeti 1910'da kendi kitap ve risalelerini basmaya karar verdi. Bu amaçla, Cafer Seydahmet'e Cemiyet'in gayelerini özetle yansıtacak bir risale yazması görevi verildi. Abdülhakim Hilmi ise Kırım Tatar-Osmanlı tarih­ çisi Halim Geray Sultan'ın ilk baskısı 1871'de İstanbul'da basılmış olan Kırım Hanlığı tarihine dair Gülbün-ü Hânân (Hanların Gülbahçesi) adlı meşhur ese­rini sadeleştirerek ve dipnotlar ekleyerek yayınlamayı üstlendi. Ayrıca, hepsi Vatan Cemiyeti üyelerinden oluşan "Yaş Tatar Yazgıçları Cıyını" da Kırım şive­ sinde edebî eserler yayınlamakla meşgul olacaktı.
       Cafer Seydahmet bu şekilde kaleme aldığı Yirminci Asırda Tatar Millet-i Mazlumesi adlı risalesini "Şehab Nezihi" müstear ismiyle yayınladı. 14 Bu risalede Cafer Seydahmet "milleti" olarak Rusya İmparatorluğu'nda yaşayan Müslüman Türklerin tamamına işaret ederek "35 milyon (sic) Tatar"dan söz ediyordu. Bununla birlikte, risalenin muhtevası ve birinci derecede hitap etliği kitle göz önünde bulundurulduğunda asıl kasdedilenin özgün tarihleri ve şartları ile Kırım Tatarları olduğu açıkça görülmektedir. Risalede Cafer Seydahmet sürekli olarak Kırım Tatarlarının "şanlı mazisi"ne ve "atalarının şevketi"ne atıfta buluna­ rak, Rus istilâsını müteakip "bir asırlık cehalet perdesi arkasında kendisini ta­nımaktan âciz kalmış" olduklarını ifade ediyordu. Bütün bunlara rağmen istik­ balden ümit kesmek aklı başında bir iş değildi. 15 Cafer Seydahmet'e göre, "milleti süründürmek ve vatanı mahvetmek isteyen alçaklar" iki gruptan mey­ dana geliyordu: Birincisi bütün Rusya'nın başına belâ olan mevcut müstebit Rusya hükümeti ve onun memurları, ikincisi ise "Çar'dan daha zâlim, Deccal'den daha esna' bulunan, İslâmiyet'in ve insaniyetin, bütün temiz vicdan­ lıların kendilerinden nefret ettikleri" Çar'ın uşağı durumundaki İdare-i Ruhaniye emrindeki mutaassıp mollalardı. 16 Bu ikinci gruba mensup olanlar, şanlı mazisinin ihyasıyla gelecek için mukaddes bir ayna hazırlamak isteyen gençlere karşı çıkmakta, milleti kendisinden haberdar etmek istememekte, var­lıklarıyla yalnız şahsî menfaatlerine tapmakta ve hattâ bu uğurda XX.asırda mekteplerde tarih, coğrafya okunmasına müsaade etmeyerek, Şeriat adına millî mekteplere hacet olmadığına hükmetmekteydi. 17
       Bu bakımdan, "kan ve ruh'lan adına, "şanlı ecdadın düşkün evlâdları" olan gençliğin Çarlığa ve "millet hainleri"ne karşı savaşması millî bir vazifeydi. Milletin terakkisi ve mevcudiyetini sürdürebilmesi, ancak Rusya'ya hürriyet ve adalet getirecek olan "inkılâp" ile mümkün olabilirdi. "İnkılâp ve hürriyet"in er- geç gerçekleşmesini önlemek mümkün değildi. "O halde o şerefli günlerden, şems-i hürriyetin milletlere hayat serpen şuaât-ı mukaddesesinden istifade için bugün fikr-i hürriyeti ekmeye kendimizi memur addetmeliyiz ki, nimetinden isti­ fadeye hakkımız, talebine yüzümüz olsun. Ekilmeden biçilmez kaidesini hatırı mızdan çıkarmayalım ki, neticede herkes gibi biz de hasılât-ı safiyeden istifade edebilelim. Bunun için de firsat düştükçe, yapılabildiği mertebe hürriyet fikri arkasından koşmalı, adalet için can vermeye, verdirmeye hazırlanmalıyız." Aksi takdirde, millet ebediyen yok olacaka. 18
       Terakkinin ve medeniyetin başka yolu olmadığından, Tatarların kalbinin maarif nuruyla, vicdanlarının da hürriyet fikriyle dolması gerektiğini ve kadın-er- kek, genç-ihtiyar demeden hürriyet uğruna siyaset meydanına atılmanın şart ol­duğunu 19 belirten Cafer Seydahmet gençliğe şu çağrıda bulunuyordu: "Her bi­rimiz milletimizin birer Danton'u, birer Midhat'ı, birer Kemal'i, birer Gorkiy'si olmak için çalışmalıyız; çalışmalıyız ki, cismimiz gibi ismimizin de hadisât-ı âlemle sürüklenip gitmesine müsaade etmeyerek ilelebed hatırâ-yı inamda, ha- fızâ-yı millette yaşamasına, hürmetle yâd olunmasına nail olabilelim." Ona göre, bir millet temiz vicdanlı beş-on vatanseverini feda etmedikçe istibdat zincirlerini kıramazdı; bu sebepten Tatar gençleri "milleti uğrunda hakikaten canını feda eden, vatanı uğrunda sevine sevine ölen birer hâdim-i vatan, birer hâmî-i millet olmalı "ydı. 20
       Cafer Seydahmet zulme karşı hürriyet için savaşmanın İslâm'ın ve Peygamber'in emri olduğunu söylüyordu. 21 Bu amaçla Rus inkılâpçılanyla işbir­ liği yapmanın tamamen meşru ve gerekli olduğu düşüncesindeydi. 22 Özetle, an­ cak Tatarların [Kırım Tatarlarının] inkılâp ve hürriyet mücadelesinde göstere­cekleri gayret ve basandır ki, onların silinmiş kimliklerini yeniden ortaya çıkara­cak ve medeniyet âleminde yeniden yükseltecekti, 23 Cafer Seydahmet, bütün ri­ sale boyunca Çar, Çarlık ve Tatar "hainler"i yani mutaassıp ve düzene uymuş mollalar için son derece sert ibareler kullanmaktaydı.
       Cafer Seydahmet'in bu risalesi Kırımlı talebeler arasında büyük bir ilgi gördü. Ayrıca, çok miktarda nüsha kaçak olarak Kırım'a da sokularak muallim­ler ve medrese talebeleri arasında dağıtıldı. Risaleleri Kırım'a sokmanın yolla­rından birisi de, Kur'an cilderini sökerek, formalar arasına risaleleri yerleştirip tekrar ciltlemek şeklinde bulunmuştu. Böylece, hepsi Arap harflerinde yazılmış olan bu metinleri Rus gümrük memurlarının farkedebilmesi çok güçleşmek­ teydi. 24
       İstanbul'daki Rusya Sefareti'nin Cafer Seydahmet'in risalesinden haberdar olması uzun sürmedi. 25 "Rus Sefiri Çankov'un Hariciye Nâzın Rıfat Paşa'ya vâki müteaddid müracaatlarına binaen" Yirminci Asırda Tatar Millet-i Mazlumesi ri­ salesinin yazarının tevkifi zaptiyeye emredildi. O sırada Hukuk Mektebi talebesi olan Cafer Seydahmet tesadüfen bu konudaki haberi Tanın gazetesinin 23 (10) Nisan 1911 tarihli sayısında okuyunca derhal İstanbul'u terkederek Paris'e gitti. 26
       
       
       Edebiyat Fakültesi talebesi olan Abdülhakim Hilmi'nin Halim Geray Sultan'ın Kırım Hanlığı hakkındaki eserini sadeleştirerek yeniden yayınlama çalışmalarıyla meşgul olması, Vatan Cemiyeti üyeleri arasında tarihe yönelik ilgi­nin artmasına ve değişik duygular uyanmasına yol açtı. O ana kadar, kendilerini her türlü mutlakıyetin veya despotizmin can düşmanı olarak gören bu gençler, geçmişteki despotik sistemlerden biri şeklinde telâkki ettikleri Kırım Hanlığı'na da hiç sempatiyle bakmıyorlardı. İnançlı ve yeminli inkılâpçılar olarak, tarihteki modası geçmiş sistemlere yönelik özlemler beslemek onlara göre abesti. Bununla birlikte, Abdülhakim Hilmi'nin çalışmaları ilerledikçe, o vardığı so­ nuçları heyecanla arkadaşlarına anlatıyor ve böylece Vatan Cemiyeti üyeleri sık sık Kırım tarihi üzerinde tartışıyorlardı. Bu tartışmalarda yavaş yavaş Kırım Hanlığı'nı kendi devletleri olarak görmeye başlıyorlar ve hanlığın devrindeki gücü (halen halklarının içinde bulunduğu düşkün hal ile mukayese ettiklerinde) onların gururlarını okşuyordu. Bu ise onların Kırım tarihine eskisinden farklı açılardan bakmalarına sebep olmaktaydı. Bu tartışmalarda, Vatan Cemiyeti üye­ leri katı bir şekilde bağlı oldukları inkılâpçı halkçılıkları ile Kırım Hanlığı'nm yeni yorumladıkları tarihini uzlaştırmaya çalışıyorlardı. Meselâ, Kırım Hanlığı tarihinden en çok etkilenenlerden biri olan Abdülhakim Hilmi, hanlığın sosyal yapısının katıksız bir despotizm olmaktan ziyade halk katılımcılığı özelliğini gös­ terdiğini ateşli bir şekilde anlatarak, dava arkadaşlarını ikna etmeye çaba sarfet mekteydi. 27
       Bu tarih tartışmaları sırasındadır ki, Vatan Cemiyeti üyeleri arasında Kırım Tatar kimliğinin tarihe dayanan sembollerine yönelik merak ve ilgi uyandı. Bu amaçla, Kırım hanlarının bayrak veya sancaklarının nasıl olduğunu araştırmaya başladılar. Baktıkları bir çok kaynakta istedikleri malûmatı bulamayınca tanın mış Osmanlı tarihçileri olan Mizancı Murad Bey'e ve Ahmed Midhat Efendi'ye dahi başvurdular. 28
       Abdülhakim Hilmi'nin dilini sadeleştirdiği ve pek çok dipnotlar ilâve ettiği Halim Geray Sultan'ın Gülbün-ü Hânân adlı eseri Osman Cûdî tarafından 1911'de İstanbul'da yayınlandı. 29 Kendisi de Geray hanedanına mensup olan Halim Geray Sultan'ın yüz yıl önce kaleme aldığı bu kitap tarihî bir kaynak sıfa­tıyla gayet önemli olmakla birlikte, umumiyet itibarıyla Kırım hanlarının biyog rafilerinin bir toplamından ibaretti ve elbette ki Kırım Tatarlarının millî tarihi olmak maksadıyla yazılmamıştı. Buna rağmen, kitap Kırım Tatar muallimlerine, talebelerine ve diğer aydınlarına Kırım tarihinin kolaylıkla kendilerine ait olarak benimseyebilecekleri bir versiyonunu sunmuş oluyordu. Aslında Güîbün-ü Hânân büsbütün yeni bir kitap sayılamazdı; ancak kitabın kırk yıl önce basılmış olan ilk baskısı çoktan tükendiği gibi, dil ve üslûbu da geniş çevrelerce anlaşılamayacak kadar ağdalıydı. Abdülhakim Hilmi'nin bu yeni baskıya eklediği dip notlar da kitapta tasvir olunan olayların o güne yansıyan mesajlar haline dö­ nüşmesini sağlıyordu. O yılllarda Türkçe basılmış kolayca temin edilebilen ve okunabilen yegâne Kırım Hanlığı tarihi olması itibarıyla Gûlbûn-û Hânân'm bu yeni baskısının, Vatan kavramına bağlılığın tarihî boyutlarını güçlendirerek bir Kırım Tatar millî kimliğinin teşekkülüne büyük katkıda bulunduğu düşünülebi­lir.
       Vatan Cemiyeti'nin bastırdığı bir başka yayın da ünlü Fransız tarihçisi Charles Seignobos'nun Sous le regne dit Knout adlı muhtasar eserinin Türkçe tercümesiydi. Rus Çarlık sistemini ve onun Baltık ülkeleri ve Polonya üzerindeki koloniyal siyasetini konu alan bu etüt Türkçe'ye Cafer Seydahmet tarafından ("H.Z." mahlâsıyla) çevrilmişti. 30 O sıralarda Paris'de bulunan Cafer Seydahmet Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okumaktaydı. Paris'de geçirdiği üç yıl boyunca Cafer Seydahmet Fransız sosyalistlerinin ve orada sürgünde bulunan Rus inkılâpçılarının toplantılarına düzenli olarak katılmaktaydı. Orada Rus Sosyalist İnkılâpçılarının (SR'ler) ateşli bir taraftarı olan Cafer Seydahmet, Rus mülteci ve muhacirleri tarafından Batı'da yayınlanan Rusça neşriyat ve bilhassa Vladimir L. Burtsev'in çıkardığı ve Sosyalist İnkılâpçıların haftalık yayın organı durumundaki Buduşçee'yi büyük bir ilgi ile okuyordu. Sosyalist İnkılâpçıların ziraî sosyalizmleri ve özellikle federalist millî programlan Cafer Seydahmet'i çok etkilemekteydi. 31 Bu faaliyetlerinin yanısıra Cafer Seydahmet İstanbul'daki ve Kırım'daki dava arkadaşlarıyla da sürekli irtibat halindeydi. 32
       Vatan Cemiyeti'nin başlangıçtan itibaren Kırım içinde bağlantılara ve İstanbul'dan gönderilen bildiri ve yayınları dağıtan güvenilir dostlara sahip ol­ duğuna şüphe yoktur. Bu gibi şahıslardan biri Vatan Cemiyeti üyesi olup tahsi­ lini tamamladıktan sonra 1910'da Kırım'a dönen ve orada muallim olarak ça­ lışmaya başlayan Alimseyit Cemil'di. 33 Ancak, Cafer Seydahmet'in belirttiğine göre, Vatan Cemiyeti'nin Kırım dahilinde yaygın bir hücreler ağı kurmayı karar­ laştırması 1912'de gerçekleşmiştir. 34
       Bununla birlikte, Rus resmî belgeleri Kırım'da 1910'dan itibaren milliyetçi teşkilat veya grupların mevcudiyetinden söz etmektedir. Söz konusu teşkilat veya grupların Vatan Cemiyeti ile ilgileri olduğuna dair her hangi bir delil henüz mevcut değildir. Çarlık jandarmasının raporlarına göre, bunların faaliyederî "1910 yılı içinde Tatar halkı ve bilhassa intelligentsiya ile Tatar mekteplerinin muallimleri arasında müşahede edilmekte" idi. 35
       Bu gibi raporlar özellikle "Vicdan" (Rusça: Sovest; orijinal Kırım Tatarca- Türkçe adı belgelerde verilmemektedir) adında gizli bir Kırım Tatar inkılâpçı- milliyetçi cemiyetinin yürüttüğü iddia olunan faaliyetler üzerinde durmaktadır­ lar. Çarlık polisinin bu isim altında bir cemiyetin varlığından Mart 1910'da Akmescit camilerinde "Vicdan" başlıklı bildiriler dağıtıhnasıyla haberdar olduğu anlaşılıyor. 36 Bu bildirilerin örnekleri Tavrida Müftüsü Adil Mirza Karaşayskiy ta­ rafından Gubernator Vasiliy Vasilyeviç Novitskiy'e teslim edilmişti. 37 Söz konusu bildirinin Türkçe aslı arşivdeki jandarma belgeleri arasında mevcut değilse de, orada bulunan Rusça tercümesinden dahi metnin Türkiye'de tahsil görmüş bi­ risi tarafından kaleme alındığı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Nitekim, bildirinin Kırım Tatarcası (Türkçe) orijinalinde yer alan ve sıradan yerli Kırım Tatarları için bile fazlasıyla ağır gelen Arapça sözlerle dolu ağdalı dil ve üslûp (yani tipik Osmanlı yazı dili) metni tercüme ettirmeye uğraşan Rus polisine de hayli güçlük çıkartmıştı. Öyle ki, resmî belgelerde belirtildiğine göre, polis bir Ölçüde olsun anlaşılabilir bir Rusça tercüme elde edebilmek için tam dört ayrı mütercim kul­ lanmak zorunda kaldı. 38
       Gerçekten de, bildirinin mevcut Rusça tercümesinde bile yarı-tahsilli, yarı- halk dili devrin karakteristik Osmanlı üslûbu kendini hisse ittirmektedir. "Vicdan" başlıklı bu bildiri Mart 1910 tarihini ve "no. l" ibaresini taşımaktaydı. Bildirinin yeniden Türkçeye tercümesi aynen şöyledir:
       Şimdiden itibaren Müslümanların hukukunu müdafaa gayesiyle böyle bir neşir her ay çıkacaktır. Ey din kardeşleri! Ey Müslüman kardeşler! Mazide en muazzam bir İslâm devletine sahip olan bizler bütün dünyayı sarsıyorduk. Fakat cehaletimiz yüzünden hata üzerine hata yaparak her parçası ecdadımızın kanına bulanmış olan kıymetli topraklarımızı düşman ellerine teslim ettik, kendimiz ise onlara tabî olarak acı ve fakirlik içinde yaşamaktayız. Böylesine acı ve zelîlâne hali düşünen herkesin ister istemez gözlerinden yaş damlar. Ecdadımızın günlerinde haraçlarını iplerle boyunlarında taşıyan düşmanlarımız şimdi bizleri insandan saymıyor, bizlere hayvan mu­ amelesi yapıyor, her gün binlerce hile ile haklarımızı elimizden alı­ yorlar; ecdadımızın mezarlarında onların kemiklerine bile rahat vermiyorlar; mezarlıkları tarlaya çevirerek sürüyor ve her hangi bir şekilde gözlerimizi açmamamız için mümkün olan her vasıtayı kulla­nıyorlar.
       Hükümetin samimî iyi muamelede bulunacağı inancıyla, fakir Müslümanlar ona sadakatlerini göstermeye bizzat Hristiyan Ruslardan daha fazla gayret ediyorlar. Biz bir avuç Müslümanız ama birbirimizle düşmanlık içinde yaşıyoruz. Çok yazık ki, bugüne kadar İslâm'ın faydasına çalışan bir parti olmadı. Mevcut partiler ise Hristİyan ittifaklarına iltihak ettiler ve bundan dolayı arzu edilen fayda ve hastalıklarımızın zarurî olan tedavisi gerçekleşmedi. Gazetemiz olduğu görülüyor, ama o da şahsî hesapların ve ehemmi­yetsiz şeylerin haberlerini vermekle meşguldür. Ulema ve hocalar vardır, bunlar sadece ruhanî meselelerle meşguldür; mektepler var­dır, bunlar da beş paralık âzalarının cehaletine tamamen tabidirler. Lâkin hiç bir işde hayat yoktur; ikiyüzlülük ve tahrikçilik bizi mah­ vetmiştir. Eğer Müslümanların hayatı daha sürecekse bu on yıldan fazla olmaz. Daha yakında milyonlarca dindaşının hayatını satarak İmparator'un köpeği gibi dolaşan alçakları gördük.
       Bu hale nihayet vermek için bir kaç dinine ve milletine sadık kişi toplanarak şu karara geldiler ki, hastalıklarımızdan kurtulmanın bir tek çaresi vardır, o da tesanüttür. Allah'a ve Peygamber'e yemin ede­ rek onlar Müslümanlık adına gayret göstermeye ant içtiler ve "Vicdan" adında, maksadı hayatının sonuna kadar Müslümanları be­ lâdan ihlas etmeye çalışmak ve hiç bir türlü manîden korkmadan temiz yürekle kardeşlerinin haklarını müdafaa etmek olan bir cemi­ yet kurdular. Rehber olarak öne çıkan 40 Müslüman neyle dünyayı kendi hükümleri altına almışlardı? Sadece gayretleri ve tesanütleriyle. Niçin 350 milyon Müslüman acınacak bir halde bulunuyor? Cehalet yüzünden. Ey din kardeşleri, vicdan sahipleril Allah rızası için, dü­ şünelim, gözlerimizi açalım, imkân oldukça 2-3 kişi birleşelim. Allah hepimizin birleşeceği zamanı getirecektir. Herşey küçükten başlar, damlaya damlaya göl olur. Kısacası, İslâm'ın uyanışına gayret sarfe- delim, onun ruhu ve cismi nâmına fedakârlıkta bulunalım. İcap et­ tiği ölçüde Müslümanların kötü vaziyeti hakkında yazacağız, Müslüman kardeşlerine zarar veren casusları ifşa edeceğiz. Allah'dan korkmayan böyle şahıslar kendilerine Müslüman süsü verseler de on­ lar aslında hainler ve satılmışlardır, Allah'ın yardımıyla eğer gere­kirse onları cezalandıracağız. Kısacası, son kişiye kadar gayret edece­ ğiz. Her Müslüman mutlaka mukaddes dini, bedbaht milleti ve körü körüne teslim edilmiş vatanının faydasına çalışmalıdır. Müslümana tembellik yakışmaz ve o hakikat uğruna canını vermekten çekinmez. Sadece Rusya'da 20 milyondan fazla olduğumuz halde nefsimizi yal­ nızca dünya nimetlerine ve zevkusefaya hasretmemiz ne kadar ayıp ve günahtır. Büyük bir devlet kurmaya güç ve kabiliyeti olan bizler adetâ bir avuç imansızın esiri olarak bir odaya kilitlenmiş vaziyetteyiz. Yazık değil mi? Bütün halklar haklarını alıyorlar ve hiç bir şey buna manî olamıyor. İşte 2-3 milyon Bulgar bir krallık kurdu. Biz onlarla da mı boy ölçüşemeyiz? Hayır, hayır. Eğer biz birleşirsek Müslüman dün­ yası aydınlanır ve eğer bizler hakikat adına çalışırsak, inanınız ki, kısa zamanda, sadece Allah isterse, ecdadımızın Moskova [sıç] hanlığını yeniden kurarız. Adil idaremizle bütün dünyada şöhret yaparız ve ecdadımızın paslanmış kılıçlarını bileyerek onların ruhlarını şad ederiz.
       Bu beyannameyi okuyanlar, sizden rica ediyoruz, bu hayırlı İşde bu beyannameyi fikirlerine itimat ettiğiniz kişilerle teati ediniz ve Allah'a şükürler ederek Müslüman kardeşlerin birbirini kucaklaya­ cağı zamanın geleceğine inanınız. Herşey Allah'dandır. 39
       Bildiride kullanılan ibarelerin doğurduğu ilk intiba asıl hedef ve nîyetlerinin yanlış anlaşılmasına yol açabilecek mahiyettedir (Bu tercümenin meydana getir­ diği problemlerden de kaynaklanabilir). Her ne kadar, metinde "milletimiz"e atıfta bulunulduğu zaman yalnızca "Müslüman" ibaresi kullanılmaktaysa da, bu Çarlık polisinin daima yorumladığı şekilde alışılagelmiş manâda "Pan-İslâmizm" emellerine delâlet etmiyordu. Evvelce de izah edildiği gibi, dönemin sosyal şart­ larında ve yerleşik söyleyişinde "milletimiz" olarak gösterilen "Müslümanlar" ge­ nel olarak Rusya İmparatorluğu'ndaki Müslüman (Türk) tebayı ve özel olarak da Kırım Müslümanlarını (Tatarlarını) ifade etmekteydi. Zaten, bildiride tasvir olunan durum ve hitap edilen kitle hemen tamamen Kırım'la ilgilidir. "Moskova hanlığının yeniden kurulması"na yönelik ibare ise (eğer yanlış tercüme edilme- mişse), Ruslar ve Türkler arasındaki ilişkilerin o günkünün tam tersi olduğu Altın Orda devrine duyulan bir özlemin ifadesi olmalıdır. Bununla birlikte, bil­diride Rus hakimiyetinden kurtularak bağımsız bir siyasî varlığa kavuşma arzusu bariz bir şekilde yansı almaktadır. Bu ise, çağın Kırım Tatar milliyetçi/inkılâpçı hareketlerinde bu hususun ilk açık beyanlarından birini teşkil etmektedir.
       Tabiatıyla böyle bir bildirinin ele geçmesi Çarlık polisini işin köküne ine­bilmek için yoğun bir tahkikata girişmeye şevketti. Tavrida Jandarma idaresi Kumandanı Albay Nemiroviç-Dançenko, metnin muhtevasına bakarak, "Kırım'daki faaliyederinin gayesi olarak Tatarlar arasında millî-kültürel şuur fik­rinin yayılmasını ve Tatarların Rusya'ya ve hükümete düşmanlık ruhunda eğitil­ mesini seçen bir Tatar cemiyetinin teşkil edilmiş olduğu" kanaatine varmak­taydı. Nemiroviç-Dançenko'ya göre, bu cemiyetin "nihaî hedefi bağımsız (samostoyatelmy) Rusya Tatar imparatorluğunu kurmak”tı. 4° Daha sonraları Çarlık polisi bu hedefi "bağımsız Kırım Hanlığı kurmaya yönelik" emeller şek­ linde yorumlayacaktı. 41
       Başlangıçta, gerek dil problemi gerekse bu yeni gizli cemiyetin polisin tanı­dığı ve hattâ içine sızmış olduğu diğer (Rus) inkılâpçı teşkilatlarla irtibatının gö­rünmemesi Çarlık polisinin konuya ilişkin sağlıklı İstihbarat edinebilmesini güç­ leştirmekteydi. Cemiyet üyesi olmadığı anlaşılan bir muhbir (sotrudnik) temin edilebildiyse de, bu yeterli değildi. 42 Bildiriyi kaleme aldığından ve cemiyetin li­ deri olduğundan şüphe edilen ilk şahsın tesbiti için bir kaç ay geçmesi gerekti.
       Şüphelenilen şahıs Mustafa Kurtzade veya Mustafa Kurtnureddin adında bir muallimdi. 43 Polis "Vicdan Cemiyeti"nin ilk bildirilerini yazan ve hektografla ço­ ğaltarak Mart 1910'da Akmescit ve Bahçesaray'daki camilerde dağıtanın o oldu­ ğuna inanıyordu. 44 O sıralarda ve daha sonraları elde edilen ve bir hayli çelişkili gözüken bilgilere göre, Mustafa Kurtnureddin (veya Kurtzade) bir Osmanlı va­ tandaşıydı (Adındaki "Kurt" ekinden onun Kırım Tatarı olduğu aşikâr bir şe­ kilde görülmektedir; şu halde ya Türkiye'ye göç etmiş bîr Kırım Tatar ailesinin oğluydu, ya da Kırım'da yaşayıp da şu veya bu şekilde Osmanlı tabiyetini almış bir kişiydi). Kurtnureddin İstanbul'da bir askerî mektepte okumaktayken, işle­diği (muhtemelen siyasî) bîr suç sebebiyle Rusya'ya (Kırım'a) kaçmış olup, Osmanlı Hükümeti tarafından aranmaktaydı. 40 1908'de Rusya vatandaşlığına baş­ vurmuş ise de, bu müracaatının ne şekilde sonuçlandığı bilinmemekteydi. 46 Mustafa Kurtnureddin Kırım'a geldikten sonra, 1909'da hükümet tarafından ka­ patılana kadar Akmescit rüşdiyesinde muallimlik yapmıştı. Polise ulaşan ihbar­ lara göre, rüşdiyede ders vermekte iken "üst sınıfların talebelerine gizlice Türkiye ve Kırım Hanlığı tarihini anlatmakta ve Kırım Tatarlarının eski hanlığı kurmalarının ve bunun bütün dünya Müslümanlarının tabiî hâmisi ve Halife olan Türk Padişahı'nın himayesinde olmasının zaruri olduğunu ajite et- mekte"ydi. Mustafa Kurtnureddin "bu düşünceleri talebelere tahsilleri bitip köy­ lerine döndüklerinde halka yaymaları için" aktarıyordu. 47 Akmescit'den ayrıldık­ tan sonra Aluşta'nm Korbek köyüne giden Mustafa Kurtnureddin, "İsmail Bayasanoğlu'nun çocuklarına Özel ders verme görüntüsü altında" onun evine yerleşmişti. Bu arada sürekli olarak ajitasyon amacıyla köylerde dolaşmakta olup, "bavulu da bildirilerle dohT'ydu. 48
       Polis ajanlarının raporlarına göre, "Vicdan Cemiyeti"nin merkezi Akmescit'deydi 49 ve Cemiyet'e üye olanların çoğunluğu da bazıları Osmanlı te- bası olan mektep muallimleriydi, 50 İlk istihbarat raporlarında Cemiyet'İn önde gelen üyeleri olarak şu şahıslar gösterilmekteydi: Akmescit'de, rüşdiye muallim­leri Şükrü Efendi (Osmanlı tebası) ve Abdül Efendi (Rusya tebası); Aluşta'da, muallimler Amdi Efendi ve İsmail Mirza Arabskiy; Kefe'de Bakanlık Tatar Okulu eski muallimi Menseyit Cemil; Karasubazar'da, rüşdiye muallimleri Yusuf Ziya Efendi (Osmanlı tebası) ve Fevzi Efendi (Osmanlı tebası); Korbek köyünde, mu­ allim Abdülalim Efendi (Rusya tebası) ve Değirmenköy'de Hacı Bekir Efendi (Rusya tebası). Bunlara ilâveten, Cemiyet'İn baskı işlerini yürüten ve kimliği tes- bit edilememiş Bahçe Saray'daki iki matbaa işçisi ile yayın getirmek üzere Temmuz başlarında İstanbul'a giden Appaz Şirinskiy'nin de Cemiyet üyesi ol­dukları bildirilmişti. Bazı "Vicdan Cemiyeti" üyelerinin Cemiyet'İn Tatar gençleri arasında çok sayıda taraftan bulunduğu ve çalışmalarının başarılı olduğu yo­ lunda konuştuklan da istihbarat raporlarında yer almaktaydı. 51 Bir başka polis raporu ise, tanınmış Kırım Tatar yazan ve Genç Tatar hareketinin liderlerinden Alupkalı Hasan Sabri Ayvazov'u "Vicdan Cemiyeti" üyesi olarak gösteriyordu. İddiaya göre, Ayvazov Haziran 1910'da Aluşta'da kalabalık bir grup Kırım Tatarına hitap ederek "birlik ve beraberliğin ve nihaî gayeleri olan müstakil Müslüman devletinin teşkili için Rus hükümeti ile mücadelenin gereği" hak­kında sözler söylemiş ve "Kırım Müslümanlarının en yakın vazifelerinin mevcut Türk siyasî (sic) okullarını [yani Kırım'daki rüşdiyeleri] her yolu kullanarak sa­ vunmak ve onlann kapatılmalarına izin vermemek olduğunu, zira bu okulları bi­ tirenlerin Tatarlara büyük fayda sağlayacağını" belirtmişti. 52
       Yukarıda adı geçen "Vicdan Cemiyeti üyeleri"nden bazıları Önceki Genç Tatar hareketinin önde gelen şahsiyetleri olarak bilinmekteydi. Bunlardan birisi Appaz Mirza Şirinskiy idi. Şirinskiy'nin adı elbette ki polis tarafından gayet iyi bi­ linmekteydi. 53 Polisin aşina olduğu isimlerden bir diğeri de Menseyit Cemil'di. 1905'deki inkılâpçı hareketlere aktif bir şekilde katılmış bir Genç Tatar olan Menseyit Cemil'in Rus Sosyalist İnkılâpçıları ile yakın ilişkileri bulunduğu da bi­ liniyordu. Polis onu "ateşli bir milliyetçi" ve Kırım Tatarları arasında tesirli bir ajİtatör olarak tanımaktaydı. "Siyasî bakımdan güvenilemez" olduğu gerekçesiyle muallimlik işine son verilmiş olup, halen Eskikmm'da meyve ticaretiyle meşgul olmaktaydı. 54 "Vicdan Cemiyeti" üyesi olarak gösterilen tanınmış bir Genç Tatar da Hasan Sabri Ayvazov'du. Tahkikata adı karışanlardan Karasubazar rüşdiyesi- nin kurucusu ve Abdürreşid Mehdi'nin yakın dostu Yusuf Ziya Efendi ile İsmail Mirza Arabskiy de Genç Tatar hareketi ile ilişkisi olan şahıslardı. Genç Tatar ha­ reketinin büyük ölçüde radikal/milliyetçi görüşlerdeki muallimlerden oluştuğu ve Çarlık polisinin elindeki listede adı yer alan diğerlerinin çoğunluğunun da mualîim (özellikle rüşdiye muallimi) olduğu göz önüne alınırsa, bunlardan bir çoğunun önceki yıllarda Genç Tatar hareketi ile ilgileri bulunmuş olması çok muhtemeldir.
       Vicdan Cemiyeti üyesi olduğu iddia edilen şahısların içinde bu kadar çok sayıda Genç Tatar'ın bulunması bir takım soru ve ihtimalleri akla getirmektedir. İhtimallerden birisi, yeni bir Kırım Tatar milliyetçi teşkilatının ortaya çıktığına dair delillerin belirmesi üzerine, bunu araştırmaya girişen polis ajanlarının ve muhbirlerin dikkatlerini öncelikle zaten Öteden beri bilinen radi­ kal/milliyetçilere yani [eski] Genç Tatarlara tevcih etmiş olabilecekleridir. Geçmiş dönemdeki faaliyetleri ve radikal fikirleri ile genellikle muhafazakâr ya­ pıdaki Kırım Tatar toplumu içinde kolaylıkla farkedilen Genç Tatarların bu gibi durumlarda otomatikman şüpheli olarak görülmeleri şaşırtıcı değildir. Dahası, sadece bir Usûl-ü Cedid mektebinde ve bilhassa bir rüşdiyede muallimlik yapı­yor olmak dahi (hele bir de Osmanlı tebası ise), bu gibi vasıfları haiz olan her­ kesi Pan-İslâmizm, Pan-Türkİzm, milliyetçilik, sosyalizm ve her türlü diğer "siyasî bakımdan arzu edilmez" fikrin gerçek veya potansiyel propagandisti şeklinde görme eğilimindeki polisin dikkatini çekmek için fazlasıyla yeterliydi. Aslında, Çarlık polisinin adetâ bir refleks haline gelen bu tutumunun tamamen temelsiz olduğu da söylenemez. Kırım Tatar reformist, inkılâpçı ve milliyetçi hareketleri­ nin taraftar ve mensuplarının çoğunluğu gerçekten de bu gibi muallimlerden müteşekkildi. Bu bakımdan, Kırım Tatarları arasındaki her hangi bir şekilde si­ yasî renk taşıyan bütün hareketliliklerde muallimler hemen her zaman tabiî şüpheliler olarak görülmekteydi.

1. 2. 3. [Sonraki]



© QIRIM.net | E-Mail
Şimdiye kadar sayfa 3485004 defa ziyaret etildi